Ana içeriğe atla

30. Meclis ALLAH'IN NİMETLERİNİN VARLIĞINI KABUL ETMEK, Allah katında gerçekten "akıllı" olanlar kimlerdir?



30. Meclis 
ALLAH'IN NİMETLERİNİN VARLIĞINI KABUL ETMEK 
Bu konuşma sabah üzeri Ribât’ta yapıldı. 
Konuşma tarihi: Hicrî 16 Cemâziyelâhir 545, Milâdî 1150. 

Allah katında gerçekten "akıllı" olanlar kimlerdir? 
İlim olmadan, bilgisizce yapılan kulluğun bir faydası olur mu? 
Allah'a vasıl olmanın sırrı nedir? 
Zühd nedir, nasıl zühd sahibi olunur? 
Sıhhatli bir bakışa sahip olmak için ne yapmak gerekir? 
Allah'ın yakınlığı ile dirilmek nasıl gerçekleşir? 
Fanilere bağlanmaktan nasıl kurtulunur? 

Allah Teâlâ'nın nimetlerini görüp varlığını itiraf edene saadetler olsun. Her varlığı O'na bağlayana saadetler olsun. Nefsini bir yana atarak sebepleri, gücünü, kuvvetini Hak Teâlâ'ya verene saadetler olsun. 

Aklı başında olan odur ki, yaptığı işin hesabını Yaratan'ına sormasın, O'ndan mükâfat istemesin. Her hâlini buna uyduran akıllı insandır. Sen yaptığın ibadetin mânasını bilmeden ibadet edersin, zâhidlik yolunu anlamadan tutarsın. 
Dünyaya sarılırsın, fakat ne olduğunu bilmezsin. Bu hâl kalbine perde üstüne perdedir. Felâket üstüne felâkettir. Bu hâle gelen, hayırla şerri ayırt edemez. Sen de hayrını şerrini ayırt edemezsin; lehinde ve aleyhinde olanı çıkaramazsın, düşmanla dostunu fark etmen kabil olmaz. 

Bu başına gelenler, cehaletinden oluyor. Büyük önderlere hizmet etmediğinden çıkıyor. Her şeyin bir önderi vardır. Bilginin önderi, yapılacak işlerin önderi ayrı ayrıdır. Onların her biri, kendi çapında Hakk'a delâlet ederler. 
Her kimi terbiye edecek olsalar önce sözle yola getirirler, sonra yaptıkları işle çağırırlar. Hakk'a vasıl olman, onların vasıtası ile olur. Hakk'a vasıl olan, bilgi ve zühd yolu ile olur. Bu zühd yolu hem kalp hem de kalıpla olur. Kendini ilk defa zâhidlik yoluna verenler, dünyayı ellerinden çıkarırlar. 
Bir zâhid vardır, zâhidlik hâlini varlığına yerleştirdikten sonra dünyayı kalbine koymaz. Bunlar büyük kişilerdir. Kalpleri ile zâhid oldukları için zühd onlarda hâl olur. 
İçleri, dışları ona bürünür. Tabiî hâllerinin ateşi söndü. Boş gururları kırıldı. Nefisleri itminan derecesini buldu; şerri gitti. 

* Ey evlat! Bu zühd öyle şeydir ki, elle yapılmaz. Elini attığında tutabileceğin gibi de değildir. O birkaç adımdır. İlk adım, dünyaya olduğu gibi bakmaktır. 
Bu görüşte, peygamberlerin ve geçmişte yetişen velî kulların tutumu esas olmalıdır. Onların ibadetten yana boş zamanı olmamıştır. 
Dünya görüşünün, onların görüşüne uyması şarttır; onlara uymak böyle olur. Sözde, işte, gizlide, aşikârede. Hasılı surette ve mânada onlara uymalısın. Onlar gibi oruç tutmalısın. Onlar gibi namaz kılmalısın. Dünyadan alacağını onlar gibi almalısın. 
Bir şeyi seversen onlar gibi sevmelisin ve bıraktığını onlar gibi bırakmalısın. Onlara, anlatıldığı gibi uyarsan, Allah Teâlâ sana bir nur ihsan eder. Nefsinin ayıplarını onunla görürsün. Başkalarına da o nurla bakarsın. Hem senin hem de başkalarının ayıbını onunla görürsün. Her şeyin değerini O verir, ama zâhid olursan. 
Bu ki sabit oldu, kalbine yakınlık nurları dolar; böylece iman sahibi, ikan sahibi, arif ve âlim olursun. Her şeyin asıl suretini ve manevî yolu görürsün. Dünyaya baktığın zaman görüşün, geçmiş büyüklerin görüşüne uyar. Onlar dünyadan kalplerini çekmişlerdi. Sebebi, dünyanın ihtiyar, porsumuş görünüşü ve çirkin bir hâlde oluşu. 

Bu, o Allah yolcularının görüşüdür. Onlara uyarsan, görüşün onlarınkine benzer. Onlar gibi olmayan mülk sahipleri, dünyayı yeni gelin gibi görürler. Hâlbuki bu hâl, Allah yolcularının katında olmaz, dünya onlara zelil ve hakir gelir. Onun üstünü başını yırtar, saçlarını yolarlar. Yüzünün etlerini diderler. Dünya onlara kısmet vermek istemez. Fakat onlar, inadına hisselerinedüşenleri alırlar. Dünyalık alırken öbür âlemi unutmazlar; zaten bütün hâlleri öbür âleme dönüktür. 

* Ey evlat! Dünya için yapacağın zühdü iyi yapmaya güçlü isen yap. Gönlünden kopan arzu ve istekle yap. Halka karşı da aynı duyguları besle. Onlardan alacağın herhangi bir şeyi Allah'ın emri ile al. Onlardan korkma, bir şey umma. Nefsini de zühd gözü ile gör, sözlerini ona göre tart. Bu yola koyulursan, ilham ve rüya âleminde sana, yaratılmışlardan kaçma duygusu aşılanır. 
Dikkatli ol. İlâhî duygularda kalbin sakin olması lazımdır. Elde edilmesi gereken en üstün şey, kalbin sakin olmasıdır. Kalbe sükûn hâli yerleşmesi için, nefsin sabırlı ve şahsî şeylerin yok olması lazımdır. Bu olunca kalp, Hak yakınlığı ile dirilir. 
Bu yolda ölüm ve sonra dirilmek var. Allah dilerse seni diriltir. Kullara iyilik için gönderir. Sen de kullara döner, yararlı işlerini görürsün ve onları Hak Teâlâ'nın kapısına götürürsün. Artık dünya sana zarar vermediği için ondan kısmetini çekinmeden alırsın. Sana kuvvet gelir. Halkın kalp karanlığını giderirsin; düştükleri dalâlet çukurundan çıkarırsın. Onlar arasında ilâhî emrin mümessili olursun. 
Bazen bu vazife arzuya bırakılır. Sen de böyle bir vazife istemezsen, Hak yakınlığı sana yeter. Bilcümle, Esma ve sıfat âlemlerini bırakır, zatî tecellinin yeterliği ile yetinmeye bakarsın. Yaratıcıyı bulduktan sonra yaratılmışları neylersin ki? 
Her şeyden önce eşyayı Yaratan'a bakarsın. Zaten cümle yaratılmışlardan önce O vardı; kâinatta her ne ki var, O yarattı. Yağmur gibi günahınız yağıyor; buna karşılık her anınız tevbe ile geçmeli. 

Yazık sana, sadece göğsünü kabartıp gezmeyi biliyorsun. Şehevî arzunla çok hoşsun. Bakılıp ibret alınacak bir hâldesin. Kabirde yatıp kalanlara bak. İman dilinle onlara hâlini sor; perişan hâlini onlar sana bildirirler. 

* Ey evlat! Hakk'ın irade sahibi olduğunu iddia etmektesin. Bir taraftan böyle yaparken, öbür yandan velî kullara varlık vermektesin. Allah istediğini yapar. Ayrıca velî kullar da istediğini yapar diyorsun. Bu hâlin şirk olur. Seni davet ediyorum, yola gel! Tecrübe etmeme lüzum yok; bu hâlini anlıyorum. Allah tarafından size âmir olarak gönderildim, içi dışına uymayanların sözünü keseceğim. Onların sözlerini, işlerini yüzlerine vuracağım. Âdeta bir zaptiye gibi başınızda bekleyeceğim,

Ey münafıklar! Ben vazifeyi bilhassa yaşlılar için yaptırmaktayım, işi yapmam için önce onlardan başlıyorum. Ey yeryüzündekiler, işlerinizin hamuruna tuz katmadan yoğurunuz; sonra bana geliniz ve tuz alıp katınız. Ey tuz ektirmek sevdasında olan, bana yaklaş. 

Ey münafıklar, hamurunuza tuz katılmamış; onunla ekmek olmaz. Ona bilgi unu katmalısınız, ihlâs tuzunu da ektikten sonra yoğurmalısınız, o zaman ekmeklik olur. 

Ey münafık, sen ikiyüzlü olarak yoğruldun. Yakında bu hâlin ateş olacak. Kalbini o hâlden kurtar. Kalbini zorla temizlemeye bak. Onu temize çıkarırsan, diğer duyguların da onunla birlikte temizlenir. Kalp, diğer duyguların uyması gereken bir şahtır. O doğru olursa ona uyanlar da doğru olur. Kalbin iyi olması, diğer duyguların olgun olmasına sebep olur. 

Kemâle eren bir iman sahibi ise, ehline, komşularına ve ülkesinde bulunan halka örnek olur. Herkes ona uyar. Sağlam seciyeli iman sahibi yükselir. Kul, iman kuvveti arttıkça yükselir ve Hak yakınlığını bulur. 

* Ey cemaat! Allah Teâlâ ile hoş olunuz. O'nun verdiği emri yapmadığınız takdirde, kendinizi koruyunuz. Her hükmünü yerine getiriniz. O'nun verdiği hükümler, yapılacak işlere dayanır. Zahirde belirli işleri yapmak varken kaderinizin önce vermiş olduğu hükümle meşgul olmaktan korkunuz. 
Şu anda elimizde ilâhî ahkâm mevcuttur. Onun hakkını ödeyiniz. Onunla iş tutarsanız elinizden tutar; kimin için iş yaptınızsa onun kapısına vardırır. O kapıda bilmediğinizi o dem öğrenirsiniz. O kapının sahibi bilgi yoluyla sizinle olur. Halk da onun vermiş olduğu hüküm sayesinde sizinle kalır. 
Sen: “Şu veya bu...” deme. Önce iş tut. Sonra onu ara. Başka türlüsü yoktur, önce ayakların yer tutmalı; sonra başka işlere bakarsın. Tahsil çağındaki yavrular nasıl bilgi edinirler, hiç görmedin mi? Şimdiye kadar boşa yol aldın; geriye dön. İlim tahsil et. Sonra amel sahibi ol. Daha sonra da ihlâs yolunu bul. 

Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdu: 

“Başladığın işe dair bilgini derinleştir, bitir. Başka işlere sonra...” 

İman sahibi, kendine gerekeni öğrenir; sonra kulları bırakır, Yaratan'ın hizmetine koşar. Halkın iyi olmayan taraflarını anlar, sevmez. Mevlâ'nın yüce yönünü bilir, sever. Her işinde ona talip olur. Halkı da O'nun yoluna vardırmak ister. 
Halkın zayıf tarafı o zâtı üzer ve kaçırır. İman sahibi, kullara ilk zaman sevgi duyar. Aradan zaman geçer, ilâhî bilgiye yakınlık bulur; kullar gözünden düşer. İnsanları çok iyi anlar. Bilir ki, onların vasıtası ile gelse de ellerinde hiçbir kuvvet yoktur. Ne yapıyorlarsa Allah tarafından oluyor. O hâlde kullara yaslanmanın ne faydası var; onlara yakın olmaktansa uzak durmak daha hayırlıdır. 
Ve kaçar... 
Her şeyin özünü seçer, öze döner. Teferruatı bırakır. Teferruatın çok olduğunu, aslın bir olduğunu anlar, ona yapışır. Fikir aynasını karşısına alıp bakar. Bir kapıda beklemenin kapı kapı gezip dilenmekten daha hayırlı olduğunu görür. 
Bunu iyi bildiği için kulları bırakır. Hakk'ın kapısında durur. İman sahibi, ikan ve ihlâs yollarını tutarsa, aklın özüne sahib olur. Bu akıl sayesinde fâni kulları bırakır. Onların birer zavallı olduklarını anlar; onlara yüz vermez.

Esseyyid Abdulkâdîr Geylâni (ks)

 Fethu'r-Rabbânî

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bayram günleri şunları yapmak sünnettir

✩🤲🏼♡🕌 ✧ 📿☽ Erken kalkmak, Gusl abdesti almak, Misvak ile dişleri temizlemek, Güzel koku sürünmek, Yeni ve temiz elbise giymek, Sevindiğini belli etmek, Ramazan bayramı namazından önce tatlı yemek, Hurma yemek, Kurban kesen o gün ilk olarak kurban eti yemek, Sabah namazını mahalle mescidinde kılıp, bayram namazı için büyük camiye gitmek, O gün yüzük takmak, Camiye erken ve yürüyerek gitmek, Bayram tekbîrlerini; Ramazan bayramında sessiz, kurban bayramında cehren (sesli) söylemek, Mü’minleri güler yüzle ve “Selâmün aleyküm” diyerek karşılamak, Fakirlere çok sadaka vermek, İslâmiyet’i doğru olarak yaymak için çalışanlara yardım yapmak, Sadaka-i fıtri bayram namazından önce vermek, Dargın olanları barıştırmak, Akrabayı ve din kardeşlerini ziyaret etmek Ve onlara hediye götürmek. ✩🤲🏼♡🕌 ✧ 📿☽ Halîfeler, Ramazan bayramına çok önem verirlerdi. Bu bayramda halka bol fitre ve giyecek eşyası dağıtılır, ziyafetler verilirdi. Halîfe, alayla bayram namazına giderdi. Sınır şehirlerinde bayram ...

İlmihâl Bilmek Farz mıdır?

İslâm ilmihalinde hangi konuların yer aldığına bakmak gerekecektir. Bilindiği gibi, bugün mevcut ilmihallerde belli başlı şu konulara ağırlık verilir: İmanın ve İslâmın şartları, ibadetler, helâl ve haram olan şeyler... Zaten “ilmihal”, hâl ilmi, hayat ilmi, İslâmı yaşama ilmi demektir. İslâmiyet de ancak bilerek, öğrenerek yaşanır. Öğrenmek için de dinî bilgilerin toplu hâlde bulunduğu bir kitabı okumak gerekecektir ki, bu ihtiyacı büyük ölçüde ilmihal karşılar. İlmihal bilgisinin temelini Peygamber Efendimizin (a.s.m.) şu hadis-i şerifi teşkil eder: “İlim tahsil etmek her Müslümanın üzerine farzdır." (İbn-i Mace, Mukaddime:17 ) Beyzâvî, “Hadisteki ilimden maksat, kâinatın Yaratıcısını tanımak, Onun birliğini ve Resulullahın (a.s.m.) peygamberliğini bilmek; namazın nasıl ve ne gibi hükümler çerçevesinde kılınacağına dair bilgileri öğrenmektir.” der. Beyhakî, “Hadisteki bilgiden maksat, erginlik çağına ermiş aklı başında bir Müslümanın normal olarak bilmesi beklenen ve bilmemesi d...

Dua

  “Allah’ım…  -Bu kalbi Sen yarattın, kırıklarını da en iyi Sen bilirsin. -Bazen nefes almak bile ağır geliyor. - Ama biliyorum; Sen bir kapıyı kapatırsan daha güzeline yol açarsın.  Beni dayanmakla değil, tevekkülle sınayan Rabbim…  -Kalbime sükûnet, içime umut, yoluma nur ver. Karanlık gibi görünen bu günlerin ardında  -Senin bir hikmetin olduğuna iman ediyorum.  -Sabırla beklerken, kalbim Seninle kalsın. Ve bir gün geldiğinde, “İyi ki sabrettim” diyebileyim. Amin. 🤍”