Allah'a ve Resulü’ne (s.a.v.) Hizmet,Ümmete Hizmet



İslam ahlakı ve tasavvufi düşüncede Allah’a, Resulü’ne ve ümmete hizmet, kulun manevi mertebesini yükselten ve yaratılış gayesini gerçekleştiren en yüce makamlardan biridir. Bu hizmet tek boyutlu değil; inanç, ahlak, ibadet ve toplumsal faydayı içine alan bütüncül bir yaşam tarzıdır.
Bu hizmetlerin nasıl olması gerektiği temel başlıklarla şu şekilde özetlenebilir:

1. Allah’a Hizmet (Ubudiyet ve İhlas)
Allah’a hizmet, O'na layıkıyla kul olmak (ubudiyet) ve O'nun rızasını her şeyin üstünde tutmak anlamına gelir.
İhlası esas almak: Yapılan her ameli, ibadeti ve iyiliği yalnızca Allah rızası için yapmak, gösterişten (riya) uzak durmak.
Emir ve yasaklara uymak: Farz ibadetleri (namaz, oruç, zekat vb.) titizlikle yerine getirmek ve haramlardan kesin bir dille kaçınmak.
Kainattaki ayetleri tefekkür etmek: Allah'ın yarattığı her şeye ibretle bakmak, ilim öğrenmek ve O'nun adaletini yeryüzünde ikame etmek için çalışmak.
Teslimiyet ve tevekkül: Başa gelen her durumda O'na sığınmak, şükür ve sabır ekseninde bir hayat yaşamak.

2. Resulü’ne (s.a.v.) Hizmet (Sünnete Bağlılık ve Sevgi)
Peygamber Efendimiz’e hizmet, O'nun getirdiği mesajı yaşatmak ve sonraki nesillere aktarmakla olur.
Sünnete ittiba (uymak): O'nun ahlakını, ibadet şeklini, insani ilişkilerini ve adalet anlayışını kendi hayatımıza rehber edinmek.
Davasını omuzlamak: İslam'ın güler yüzünü, merhametini ve adaletini insanlığa tanıtmak (tebliğ ve temsil görevi).
Salavat ve muhabbet: O'na gönülden bağlı olmak, adını hürmetle anmak ve getirdiği vahye (Kur'an-ı Kerim) sahip çıkmak.

3. Ümmete Hizmet (Merhamet, Dayanışma ve Faydalı Olmak)
Ümmete hizmet, insanlığın ve Müslümanların dertleriyle dertlenmek ve onlara maddi-manevi fayda sağlamaktır. Hz. Muhammed (s.a.v.) bu konuda, "İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanıdır" buyurmuştur.
Maddi ve manevi destek: Yetimleri korumak, yoksullara yardım etmek, zekat ve sadaka bilincini yaygınlaştırmak.
Birlik ve beraberliği korumak: Ümmet içinde ayrılıkçı, ırkçı veya mezhepçi kavgalardan uzak durup, birleştirici ve yapıcı bir dil kullanmak.
İlim ve eğitim: Cehaletle mücadele etmek, gençlerin ahlaklı ve donanımlı yetişmesi için eğitim kurumlarına ve ilmi çalışmalara destek olmak.
Güvenilir ve ahlaklı olmak: Ticarette, sosyal hayatta ve iş ortamında dürüst davranarak ümmetin izzetini ve güvenilirliğini temsil etmek.

Hizmet ederken şu temel prensip unutulmamalıdır: "Hizmet eden, hizmet görür." Başkalarının yükünü hafifleten kişinin yükünü de Allah hafifletir.

Hizmet eden kişinin gönlü, münbit (bereketli)bir toprak gibi olmalıdır. Toprağın üzerinde gezen canlılar, onu çiğner ve cürûfunu da oraya dökerler. Fakat toprak, bu cürûfun hepsini temizler ve birbirinden güzel nebatlar bitirerek üzerinde dolaşan bütün mahlûkâtı besler.

Güneş için ısıtmamak nasıl imkânsız ise, yüksek ruhlar için de insanlara acımamak, hizmetten kaçınmak, ıztırap ve çileler karşısında duygusuz kalmak ve etrafına güzellik tevzî etmemek öyle imkânsızdır.

İslâm ahlâkının mühim bir bölümünü teşkil eden hizmet, nefsin hodgâmlığından (bencillik egoistiliğnden) kurtularak diğergâm (fedakar) bir ruhla mahlûkâta yönelmek sûretiyle Allâh’ın rızâsını aramaktır. Dünyevî menfaat elde etme düşüncesinden uzak, sırf Allah rızâsı için îfâ edilen her samimî hizmet, hakîkatte Rabbe vuslat arayış ve iştiyâkının davranışlara aksetmiş bir ifâdesidir.
Yani bir müslüman için hizmet, son derece mühim ve fazîletli bir vazifedir. Lâkin hizmetlerin belli âdâb ve ölçüler dâhilinde yapılması zarûrîdir.
Zira âdâbına riâyet etmeden yapılan bir hizmetten hayır umulamaz.

Do­la­yı­sıy­la bü­tün hiz­met­ler, mâ­hi­yet ve key­fi­yet iti­bâ­rıyla en mü­kem­mel bir sû­ret­te îfâ edil­me­li­dir. Yani ge­rek mad­dî, ge­rek­se mâ­ne­vî hiz­met­le­rin îfâ­sın­da gös­te­ri­len gay­ret önemli ol­du­ğu gi­bi, on­la­rın han­gi niyetle ve se­vi­ye ile ya­pıl­dı­ğı da pek mü­him­dir. Zira hiz­me­tin be­re­ket­li ve Hak ka­tın­da mak­bûl ola­bil­me­si, an­cak bu­na bağ­lı­dır. Onun için­dir ki bü­yük­ler:

 HİZMETTE ADAP VE ÖLÇÜ

“Hizmet mühimdir; lâkin hizmette edep daha mühimdir.” buyurmuşlardır.

Yani hizmette bulunanlar, tıpkı mayınlı bir arazide yürüyormuş gibi büyük bir hassâsiyetle, muâmelelerinde nezâkete dikkat etmek mecbûriyetindedirler.

Ce­nâb-ı Hak, yap­tı­ğı­mız amel­le­rin sâ­lih ol­ma­sı­nı ar­zu buyurduğu ka­dar, on­la­rı ne de­re­ce­de tak­vâ öl­çü­le­ri­ne ri­âyetle yap­tı­ğı­mı­za da na­zar eder.

Bu ba­kım­dan mad­dî ola­rak fa­kir, fa­kat gön­lü zen­gin bir kim­se, yarım hurma ile dahî cenneti ka­zanabilirken; mad­dî ola­rak zen­gin, fa­kat kalbi fakir, yani gâfil olan da, bütün servetini sarf etse bile yine de hüsrâna düşebilmektedir.

Bu demektir ki, yapılan ibadetlerin Hak katında kabûlü, gönüldeki ihlâs ve iştiyâkın coş­kun­lu­ğu­na bağ­lı­dır. Zâ­hi­ren mu­az­zam gö­rü­nen ni­ce amel-i sâ­lih­ler, cü­ce bir gön­lün için­de yok ka­dar kü­çü­lür­ken; zâ­hi­ren ba­sit ve kü­çük sanılan nice amel-i sâ­lih­ler ise, yüce bir gön­lün ihlâs ve takvâ ik­lî­min­de ec­ri yer­le­re ve gök­le­re sığ­ma­yan ul­vî bir ka­zanç ve ebe­dî bir kâ­ra vesîle olmaktadır.

O hâl­de en mü­him hu­sus; öz­dür, kal­bin du­yuş­la­rı­dır. Yani ibadet­te gön­lün ri­âyet et­ti­ği edep ve öl­çü­ler­dir ki, bu ha­kî­kat, hiz­met­te da­ha da ehem­mi­yet ka­za­nır.

Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de Haz­ret-i Pey­gam­ber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e, ih­lâs ve tak­vâ ile ku­ru­lan Ku­ba Mes­ci­di’nde na­maz kıl­ma­sı, buna mukâbil mü­nâ­fık­la­rın ni­fak ve fit­ne te­mel­le­ri üze­ri­ne kur­du­ğu Mes­cid-i Dı­rar’ı da yıkması em­re­dil­miş­tir.
Dış­tan ba­kın­ca bun­la­rın her iki­si de mes­cid­dir, an­cak iç­ten ba­kın­ca ara­la­rın­da do­ğu ile ba­tı, cen­net ile ce­hen­nem ka­dar fark var­dır.

İş­te edep öl­çü­le­riy­le îfâ edi­len hiz­met­lerle, bu öl­çü­le­re ri­âyet edil­me­den ya­pı­lan hiz­met­le­rin farkı budur.

Yorum Gönder

2 Yorumlar