ALTMIŞ SEKİZİNCİ BÖLÜM
Temizliğin Sırları
Temizlik, maddi ve manevi temizlik, başka bir ifadeyle kalp temizliği ve belirli organların temizlenmesi olmak üzere ikiye ayrılır.
Manevi temizlik, nefsi kötü ve yerilmiş huylardan,
Aklı ise kötü düşünce ve kuşku kirlerinden temizlemektir.
Sırrın temizliği ise, başkalarına bakmaktan temizlemektir.
Organların temizliğine gelince, bilmelisin ki, her organın manevi bir temizliği vardır.
Bunları er-Tenezzülânr'Imüsuliyye'nin temizlik bölümünde zikrermiştik.: Maddi temizlik ise, nefsin doğal ve alışkanlık olarak tiksindiği pis şeylerden temizlenmektir.
Bu iki temizlik farz kılınmıştır.
Dış-maddi temizlik iki türdür: Birincisi daha önce zikrettiğimiz nezafettir. Diğeri ise, zorunlu-özel hallerden kaynaklanan belirli özel yerlerdeki belirli özel uygulamalardır.
Dince bunlara ilave yapılamadığı gibi onlardan bir şey de eksiltilmez. Zikredilen bu temizliğin dinen üç ismi vardır: Abdest, (bütün bedeni yıkamak) gusül ve teyemmüm.
Bu tür temizlik üç şeyle yapılır.
Bunlardan ikisi hakkında görüş birliğine varılmışken birinde görüş ayrılığı vardır. Görüş birliğine varılmış iki araç, genel anlamda su ve topraktır.
Burada toprağın yerden ayrılıp ayrılmaması önemli değildir (toprak ya da tuğla gibi toprak ürünleri). Bilhassa abdestte olmak üzere, görüş ayrılığına düşülmüş temizlik aracı ise, ekşi hurma suyudur (nebiz). Ayrıca, yerden ayrıştırılmış topraktır (abdestte).
Çünkü zikrettiğimiz tarzdaki toprağın dışında, onun hakkında da görüş ayrılığı vardır.
“Nur üstüne nurdur? Bazen ise, ancak temizliğin varlığıyla geçerli ya da daha faziletli olabilecek belirli-özel bir ibadetin geçerlilik koşulu olabilir. Temizliğin müstakil ibadet olduğu birinci şık, abdest üzerine abdest almak örneğindeki gibi, “Nur üstüne nurdur. İkincisi ise, bu temizlenme sayesinde geçerli olabilecek bu ibadetin yapılmasının önündeki engeli kaldırmak ve onu yapılabilir hale getirmekle ilgilidir. Burada temizlik, o ibadetin emredilişinde asıl olarak bulunur.
Bu ise topraktır. Bana göre, |toprakla teyemmüm) filin işlenme vaktinde engeli ortadan kaldırır ki, bu durum kaçınılmazdır. (Buna karşı bir görüş olarak ileri sürülen| Şari'nin su bulunduğunda tekrar abdest almayı emretmesi ise, (bana göre| başka bir hükümdür. Nitekim daha önce ortadan kalkmış iken, engel tekrar geri döner. Toprağın dışında yerden ayrılmış şeylerde ise görüş ayrılığı vardır.
Allah şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Namaz kılmak için kalktığınızda, ellerinizi dirseklere kadar yıkayınız. Başınızı mesh ediniz. Ayaklarınızı da.” “Ayaklar kelimesi (yıkamak fiilinin nesnesi olarak| fetha ve (mesh etmek fiilinin nesnesi olarak da| kesra okunabilir. “Topuklara kadar. Cünüb iseniz temizleniniz. Hasta veya yolculukta iseniz veya biriniz tuvaletten gelmişse veya kadınlara yaklaştıysanız ve su bulamadıysanız, temiz toprak ile teyemmüm ediniz. Yüzünüzü ve ellerinizi onunla mesh ediniz. Allah size güçlük çıkarmak istemez, fakat sizi temizlemek ister.”(Mâide sûresi 6)
...
Başka bir âyette Allah şöyle buyurur: “Allah size gökten bir su indirir ki, onunla temizlenesiniz ve sizden şeytanın pisliğini (ricz) gidermek ister.” (Enfâl Sûresi 11)el-Ferrâ şöyle der: “Rics, pislik demektir. Suyun pisliği giderdiği ise kesindir. Dini temizlik ise “şeytanın pisliği'ni giderir. Allah Teala şöyle buyurur: “Elbiseni temiz tut,”
İmrw'l- Kays şöyle demiştir:
Bir huyum seni üzmüş ise Elbisemi elbisenden sök çıkart
Allah'ın isimlerinden biri el-Mümin'dir. Bu isimle ahlâklanan kimse, hiç kuşkusuz ki kalbini temizlemiş demektir. Çünkü kalp iman mahallidir. Böylece, Hakkı sığdırma ve rabbani tecelli (kalpte) gerçekleşir.
Bana sika (yıldız) gibi göründü, o da beni ay gibi gördü.
Bu temizlik bilinen makamlara ve değerli tecellilere dikkat çekmektir. Bunların arasında kuvvet, söz, nefesler, doğruluk, tevazu, hayâ, sema ve sebat bulunur.
Bunlar, abdest organlarıdır ve Allah'a yaklaşmada sonuçları olan değerli duraklardır.
Bu ruhsal temizlik iki şeyle yapılır:
Ya, hayat sırrının temizlenmesi veya unsurdan oluşmuş kozalağımsı yapının temizlenmesidir.
Hayat sırrıyla abdest, el-Hay ve el-Kayyum'u müşâhede emek demektir.
Yaratılışın aslıyla abdest almak ise, oğulların aslı olan baba'da gerçekleşir ki o da, yeryüzü ve topraktır. Bu ise, seni kimin yarattığını öğrenmen için, zatın hakkında düşünmek ve onu araştırmaktan başka bir şey değildir. Çünkü Allah “ve nefislerinizde âyet vardır. Görmüyor musunuz?” âyetiyle seni kendine çevirmiştir.
Hz. Peygamber'in hadisinde ise şöyle denilir:
Allah, ayrıntıyı (öğrenmen için) seni kendine yöneltmiş, incelemen ve akıl yürütmen için de (bu ayrıntıya dair) özeti senden gizlemiştir. Allah ayrıntı hakkında şöyle der: Mü'minûn Sûresi 12-13-14
“İnsanı süzülmüş topraktan yarattık.”* Söz konusu olan Âdem'dir.
“Sonra onu yerleşik bir mekânda nutfe yaptık.”
Kastedilen, nutfelerin düştüğü ve yıldızların mevkileri olan (mevâkiu'nnücüm) rahimlerde çocukların yaratılmasıdır. Bu da “yerleşik bir yer diye ifade edildi.
“Sonra nutfeyi alaka yaptık. Alakayı mudğa yaptık. Mudğayı ise kemikler yaptık ve kemiklere et giydirdik.”*
Böylece beden ayrıntılı olarak tamamlandı. Çünkü et, damarları ve sinirleri de içerir.Her tavırda ona ait bir âyet var.
Benim muhtaç olduğumu gösteren.
Ardından, insanın “insan? olmasını sağlayan “düşünen nefsin yaratılışını âyette özetleyip şöyle buyurdu:
“Sonra onu başka bir yaratılışla yarattık.”Mü'minûn Sûresi 14
Allah, bu açıklamayla sana mizacın hakikatinin (oluşumunda bir etkisinin olmadığını bildirdi. Bu bildirim, kesin bir ifadeyle olmasa bile, yine de açıktır. Buradan sadece
“Seni düzenledi ve sana denge verdi” İnfitâr Suresi'nin 7. âyetini açıklayalım.
Bu ifade, ayrıntılı açıklamayı ifade ederken tavırdan tavra girmekle ilgili söylediğidir.
Allah şöyle buyurur:
“Dilediği herhangi bir surette seni terkip etti“ İnfitâr Suresi'nin 8.ayeti
Burada terkip etmeyi meşiyete (ma-şâe) bitiştirdi. (Daha önce oluşan) Mizaç özel ve belirli bir ruhu gerektirseydi,
“Temiz toprağa teyemmüm ediniz.”
âyet “dilediği herhangi bir surette? demezdi. “Herhangi”, tıpkı ne edatı gibi belirsizlik bildirir, Çünkü o, her şey için kullanılan bir edattır.
Böylece Kur'an, mizacın özü gereği bir sureti gerektirmediğini açıkladı. Fakat meydana geldikten sonra suret (nefs), bu mizaca muhtaç olur ve (fiilleri için) ona döner. Çünkü o, içerdiği: kuvvetlerle birlikte mizaçtır. Nefs ise, bedeni ancak o güçler sayesinde yönetebilir. Çünkü güçleriyle birlikte mizaç, suret için (nefs) marangozluk veya söz gelimi bina yapan sanatkâr için araçlar gibidir. Aletler hazırlanıp sağlam bir şekilde yapıldığında, özleri gereği ve halleriyle, bir sanatçıyı talep eder. Bu sanatkâr, onlar ile yapacağı şeyi yapar. Fakat araçlar, sanatkârın Ali, Veli, Halit, Ömer veya belirli bir kişi olmasını belirleyemez.
Bir sanatkâra araç kendiliğinden (yapacağı şeyi) yapma imkânı verir. Bu noktada alet, bu imkânı sunmada seçim hakkına sahip değildir." Sanatçı da, (kendisine verilen bu imkânla), her aracı yatkın olduğu işe yönlendirerek araçlarla yapacağı şeyi yapmaya koyulur. Araçların bir kısmı mükemmeldir. Bunlar, yaratılışları tam olan şeylerdir. Bir kısmı ise mükemmel değildir. Bunlar yaratılışı tam olmayan: şeylerdir. Aracı kullanan kişi, aracın yetkinlikten eksikliği ölçüsünde, işini eksik yapar. Bu durum, zattan kaynaklanan kemalin Allah'a ait olduğunu öğrenmeyi sağlar.
Böylece Hak, bakıp düşünesin ve böylece süre uzasa bile Allah'ın “Seni anlamsız yaratmadığını? öğrenesin diye, sana bedeninin ve ruhunun mertebesini açıkladı.
Acaba niyet ki kasıt demektir. (yukarıda belirttiğimiz) bu bakmanın geçerlilik şartı mıdır değil midir? Bu konuda görüş ayrılığı vardır. Allah şöyle buyurur: “Temiz toprağa teyemmüm ediniz.”
Yani, bu ibadette kullanımı için pislik gibi bir engel içermeyen toprağa yöneliniz.
Suyla temizlenirken ise kasıttan söz etmedi. Çünkü âyet, genel anlamda suya yönlendirdi, yoksa göreli suya yönlendirmedi.
Suyla temizlenirken ise kasıttan söz etmedi. Çünkü âyet, genel anlamda suya yönlendirdi, yoksa göreli suya yönlendirmedi.
Göreli su, Araplârda izafe edildiği şeyle belirlenmiştir. Bir Arab'a “bana su ver dediğinde, sana göreli olmayan genel bir su getirir ve bundan başka bir şey de anlamaz.
Her peygamber kavminin diliyle gönderildiği gibi her kitap da gönderildiği topluluğun diliyle indirilmiştir.
Her peygamber kavminin diliyle gönderildiği gibi her kitap da gönderildiği topluluğun diliyle indirilmiştir.
Hz. Peygamber şöyle der:
“Kur'an benim dilimde indirilmiştir.» Kastedilen, açık bir Arapçadır. AL
“Kur'an benim dilimde indirilmiştir.» Kastedilen, açık bir Arapçadır. AL
lah şöyle buyurur: “Biz onu Arapça bir Kur'an yaptık, umulur ki anlayasanız.”* ,
Bu nedenle Kur'an suya yönelmekten söz etmedi. Çünkü su, hayatın sırrıdır. Toprağın aksine su, kişi niyetli olsa da olmasa da, özü gereği hayatı verir. Teyemmüm eden kişi ise, temiz toprağa? niyetlenmese bir yarar sağlayamaz. Çünkü toprak, katı bir cisimdir, yayılmaz. Onun ruhu niyettir. Çünkü kasıt (niyet), ruhsal bir anlamdır. Bu nedenle teyemmüm eden kişi, toprak ve aradaki görüş ayrılığına göre yere (yerden ayrılmamış toprağa) yönelirken özel bir niyete muhtaçtır. Su ile abdest alan ise, hiçbir görüş ayrılığı olmaksızın niyete muhtaç değildir. Bu nedenle Allah “yıkayınız? demiş, “temiz suyla teyemmüm ediniz dememiştir.
Şöyle denilebilir: “Ameller niyetlere göredir ve niyet de kasıt demektir. Abdest de bir ameldir.) Buna karşı deriz ki: Söylediğinizi kabul ederiz. Biz de o kanaatteyiz. Fakat niyet burada suyla değil, amelle ilgilidir. Su ise amel değildir. Kasıt, toprağa aittir. Hadise göre abdest, suyla amel olması bakımından değil, “amel olması bakımından niyete muhtaçtır. Dolayısıyla burada su amele uyar. Niyetle yapılmak istenen şey ameldir. Burada kasıt temiz toprağa aittir. Onunla amel etmek ise, (dinde) fiile başlarken başka bir niyete gerek duyan doğal bir iştir. Nitekim abdestte, yıkanmada ve meşru bütün amellerde suyla amel etmek de ihlasa muhtaçtır. İhlas da (niyet gibi) emredilmiştir. İhlas hiçbir görüş ayrılığı olmaksızın niyet demektir. Allah şöyle buyurur: “Onlar dini sadece Allah'a halis kılmakla memur oldular.” Âyette bir sır vardır. İhlas, inceleme ve hakikatini saptamada fakihlerin bizim takip ettiğimiz yönteme göre incelemedikleri bir konudur. Anla!
Kur'an su için “suyla teyemmüm ediniz? dememiştir. Öyle deseydi, abdest alan kişi bir ruha ihtiyaç duyardı ki ruh niyettir, Su ise, kendiliğinde ruhtur. Çünkü o, kendi zatından hayat verir. Allah şöyle buyurur: “Her şeyi sudan canlı yaptık * Her şey canlıdır. Çünkü her şey, Allah'ın övgüsünü tesbih eder. Su da şeylerdeki hayatın aslıdır. Bu nedenle abdestte niyetin abdestin geçerlilik şartı olup olmadığı konusunda şeriat bilginleri arasında görüş ayrılığı vardır ki bunun nedeni belirttiğimiz sırdır.
Şöyle iddia edilebilir : “Abdestte niyeti (şart) saymayan bilgin, cünüplükten temizlenirken (geçerlilik şartları) sayılmaktadır. Her iki ibadet ise suyla yapılır. Su her ikisinde de hayatın sırrıdır."
Bu iddiaya şöyle karşılık veririz:
Cünüblük bir su olduğu için (sudan kaynaklandığı için), içerdiği hükmî kirlenme nedeniyle şeriat ondan temizlenmeyi dikkate almıştır.
Kirlenmenin nedeni, cünüb yapan suyun (bedendeki) ahlat-ı erbaada bulunan suyla katışması ve cünüblüğün kandan dönüşmüş bir su olmasıdır. Böylelikle cunupluk hayat sırrında suyla ortak, dolayısıyla birbirlerine karşı koymuşlardır.
Belirttiğimiz gibi su, tek bir kere cünüblük kirini gidermeye güç yetirememiştir. Bu nedenle cünüp, yıkanırken suyu destekleyen bir ruha muhtaç kalmıştır. Dolayısıyla niyetin yardımına gerek duymuştur.
Niyetinin etkisiyle ki o manevi bir ruhtur. Suyun hükmü birleşmiş, yıkamayla hiçbir şüphe olmaksızın cünüblüğü 'kirini ortadan kaldırmışlardır. Ebu Hanife ve bu meselede onun görüşünü benimseyenler, böyle düşünürler.
Bir fakih, cünüblük suyunun mutlak suyunun (herhangi bir şeyin katışmadığı temiz su) gücüne karşı koyamayacağını dikkate alır.
Bü yoruma göre su, karışımlarla katılaşmasıyla kandan başkalaşarak oluşmadğı gibi farkı da yoğunluk ve renkte ortaya çıkmaz.
Böyle bir fakih, cünüblük suyunun mutlak suya karşı koymada zayıf kaldığını, bu nedenle cünüblükten temizlenirken niyete gerek olmadığını düşünür . Hasan b. Hayy böyle düşünür. Bunlara karşı çıkan fakihler ise; bu iki imamın ve onların yolundan giden fakihlerin düşüncelerini derin bir şekilde incelemiş değildir. Artık sen de aklını sana açıkladığım şeye ver ve istediğiniz tercih et!
Fütuhat-ı Mekkiye
3.cilt sayfa sa:51den 60 kadar..

0 Yorumlar